SENARYO DEĞİL, HEPSİ GERÇEK

MİLLİYET CADDE – 19 TEMMUZ 2013 CUMA  –  ALİCE

Hiçbir senaryo gerçekten daha ilginç değil. İki olayı da okuyunca eminim bir kez daha anlayacaksınız bunun ne kadar doğru olduğunu…

Geçen hafta cuma sabahı ayrılmıştım İstanbul’dan… Cuma, cumartesi ve pazarı Marmaris Bördübet’te, pazartesi ve salıyı da Muğla’da geçirip, çarşamba günü döndüm İstanbul’a…
Bu seyahatte bizzat görgü tanıklarından duyduğum iki olayı paylaşacağım sizinle…
Çünkü ilginç ikisi de…
Daha önce birkaç kez yazdım, hiçbir senaryonun gerçekten daha ilginç olmadığını…
İki olayı da okuyunca eminim bir kez daha anlayacaksınız bunun ne kadar doğru olduğunu…
İşte onlardan ilki:
Lüks bir tatil köyünün diğer odalara oranla daha pahalı olan ‘Balayı Odası’nın misafirleri akşamüstü giriş yaparlar tesise.
Yeni evlenip, balayına çıkmış bir çiftten çok, düşman kardeş gibidirler.
Damat, eşyalarını odalarına taşıyan görevlinin peşine düşerken, gelin şöyle bir istekte bulunur:
“Biri tesisi gezdirebilir mi bana?”
Çok geçmeden çiftin görücü usulüyle evlendiği, nikahın ardından balayına çıktıkları, ama yolda kavga edip birbirlerine küstükleri çıkar ortaya…
Çünkü tesisi gezen gelin, barda oturup içmeye başlar.
Gece ‘gerdek’ için kendisini bekleyen damat adayının yanına değil, sahile tura çıkar.
Damat, gece boyunca otel görevlilerinden “Söyleyin şu kadına gelsin odasına” der, ama nafile…
Balayının ilk gecesini otelin hamağında geçiren gelin, sabah bir taksi çağırır ve ayrılır otelden…
Birkaç saat sonra ‘Balayı Odası’ndan şöyle bir talep gelir resepsiyona:
“Bir taksi çağırır mısınız bana?”
Hangi senarist hayal eder, görücü usulü bir evliliğe böyle kabus gibi bir ilk ve son geceyi ya da balayını?

40 YILLIK EŞİNİN 40’INI BEKLEMEDİ

60’lı yaşlardaki karı  koca, epeydir görmedikleri oğlunu ziyarete gider.
Çiftin çocukları Muğla’nın sakin ve şirin bir beldesinde Kültür Bakanlığı’ndan kiraladığı tarihi bir konakta turizmcilik yapmaktadır.
Konağın topu topu dört odası, sıcak ve de şirin bir ortamı vardır.
Büyük şehrin gürültüsünden, stresinden kaçıp, kendini Ege’nin bu şirin orman beldesine atan sanat ve doğa düşkünü ‘Entel Celal’ giriştiği yeni işten aslında doğru dürüst para kazanamamaktadır, ama yine de mutludur.
Çünkü istediği işi yapmaktadır.
Büyük şehir kaçkını oğullarını ziyarete gelen anne ve baba, oteli, otelin bulunduğu beldeyi ve orada yaşayanları çok sever.
Yöre insanı da çok sever, bu yaşta bile hala birbirlerine aşkla bağlı, sürekli el ele dolaşan karı kocayı…
Ama uzun sürmez bu mutluluk…
Bir ay sonra bir gece kalp krizinden ölür anne…
Kadının bu beklenmedik ölümü sadece eşini ve butik otelci oğlunu değil, belde insanını da üzer…
Çok geçmeden bir şok daha yaşanır bu beldede…
İlk aklınıza gelen şeyin şu olduğuna eminim:
Kadından sonra onun acısına daha fazla dayanamayan adam da kalpten gitti.
Adam ve gitti kısmı doğru, ama “o tarafa” değil, yeni aşkıyla hayatını yaşamaya…
“Nasıl yani?” mi dediniz, anlatayım o zaman:
Butik otelci ‘Entel Celal’in sanat, doğa ve köpek sevgisinin yanı sıra bir özelliği daha vardır. Bekar olduğu için geç vakte kadar ofisindeki macintosh’ta sabahlara kadar Facebook’ta takılmaktadır.
Bir gece baba odasına uyumaya giderken, açık bilgisayarın ekranında gençlik aşkının fotoğrafını görür. Çünkü kadın, oğlunun ‘Facebook arkadaşları’ndandır. Adamın oğlu, isminin eklendiği fotoğrafı merak edip, büyütünce baba, müdahil olur duruma:
“Yazsana ona benim burada olduğumu, onunla görüşmek istediğimi.”
Bu olaydan 10 gün sonra ‘Entel Celal’ bir sabah bakar ki, kendisi gibi ‘motorcu’ olan babası, çalıştırır motoru…
Baba, atar motorunun arkasına, yıllar sonra Facebook’tan bulduğu gençlik aşkı kadını ve basar gaza…
Oğlu ve tanıyanlar, baka kalır “Hadi bize eyvallah” diyerek eşini gözyaşları içinde toprağa gömdüğü kasabadan yeni aşkıyla yeni bir hayata yelken açan adamın  ardından…

TÜRK FUTBOLU GURURLA SUNAR!

Aziz Yıldırım: Şenes Erzik nerede, ne iş yapar? Hiçbir şeye karışmıyor, sesi çıkmıyor. Utanmadan UEFA’ya resmini koyduruyor. Hemen istifa etmesi lazım.
Şenes Erzik: Utanılacak bir şey yapmadım Allah’a şükür. Utanması ve istifa etmesi gereken birileri varda, onlar da Fenerbahçe ve Türkiye’yi bu duruma düşürenlerdir.
Lütfi Arıboğan: Aziz Yıldırım’a göre TFF, polis, savcı, cemaat, UEFA, FİFA, Mehmet Ali Aydınlar, CAS, medya, Şenes Erzik, Lütfi Arıboğan, Ebru Köksal suçlu. Hırsızın hiç mi suçu yok?
Ünal Aysal:  Türk futbolunu ne hale getirdiler? Gitmesi lazım bu insanların.

GÜNÜN SÖZÜ
Kimse, yaşlı bir adam kadar sevemez. (Sofokles)

İlginizi çekecek diğer haberler