Şehir efsaneleri böyle doğuyor

MİLLİYET CADDE  – 13 Ağustos 2012 Pazartesi  ALİCE

‘Ben Bilmem Eşim Bilir’ yarışmasında ilk hafta birinci gelen çift, “Motor önde olduğu için arkadan çekmek daha kolay deyip’ arka tarafı tercih etti ve otomobili kazandı. O günden beri haftanın birincisi arka tarafı tercih ediyor ve kazanıyor. Önden çeken çiftler başarılı oluncaya kadar bu şehir efsanesi sürüp gider.

Kanal D’nin hafta içi her akşam ekrana getirdiği ‘Ben Bilmem Eşim Bilir’ adlı bir yarışması var. Kanal D’nin Ana Haber’in ardından yayınladığı yarışma, çoğu kez gün birincisi çıkıyor ya da en çok izlenen beş yapımdan biri oluyor.
Kanalın ‘yaz projesi’ olarak başlattığı, reyting başarısı nedeniyle ‘yeni yayın dönemi’nde de devam ettirme kararı verdiği yarışmayı izlememiş olanlar için kısaca özetleyeyim.
Her hafta dört çiftin yarıştığı bir format bu.
Çiftlerin, “Eşiniz bir dakikada kaç acı biber yiyebilir?”, “Bu kaleye kaç gol atabilir?” gibi konularda sınavdan geçtiği ‘Ben Bilmem Eşim Bilir’in o haftaki birincileri cuma günleri otomobil için kapışıyor.
Stüdyonun ortasında bir otomobil var.
Vitesi boşta.
Bir ip ön tarafta, bir ip arka tarafta.
Çiftler, o otomobili kendilerine çekmeye çalışıyor.
Çünkü, önlerindeki çizgiye kadar onu getiren çift, o otomobilin sahibi oluyor. Haftanın finalinde, sunucu İlker Ayrık, en yüksek puan alan çifte, tercih hakkı sunuyor:
“Otomobili önden mi çekmek istersiniz, arkadan mı?”
İlk hafta birinci gelen çift, “Motor önde olduğu için, arkadan çekmek daha kolay deyip” arka tarafı tercih etti.
Halatla otomobil çekme yarışmasını o çift kazanınca devamı geldi ve bir şehir efsanemiz daha oldu.
Zira ilerleyen haftalarda da birinci gelenler, otomobili ön taraftan değil de arka taraftan çekmeyi tercih etti.
Çekilen kütlenin toplam ağırlığı aynı olmasına karşın, beş haftadır ön taraftan çekenlerin değil de arka taraftan çekenlerin otomobili götürmesi, ‘Ben Bilmem Eşim Bilir’in yarışmacıları ve izleyicileri arasında efsaneye dönüştü.
Motor önde olduğu için mi, yoksa arka taraftan çeken çiftler, ön taraftakilerden daha güçlü olduğundan mı beş haftadır arkayı tercih edenler kazanıyor, bilmiyorum.
Bildiğim bir şey var, önden çeken çiftler başarılı oluncaya kadar bu şehir efsanesi sürüp gider.

ADAM&EVE’DE ‘KÖR’ OLDUM!

Hafta sonu Belek’teydim. Altın Portakal’ın davetleri nedeniyle iki kez gittiğim halde, şimdiye kadar konaklamadığım Adam & Eve’deydim.
Beş yıl önce açılan bir oteli yeni keşfetmiş gibi anlatacak değilim.
Ancak hafta sonu otelde yaşadığım bir deneyimi anlatmadan geçemeyeceğim.
Dünyada bile çok az şehirde olan, Türkiye’deyse sadece     Adam & Eve’de bulunan Blind yani ‘Körler Restoranı’ndaki akşam yemeğinin bana yaşattığı duyguları sizlerle paylaşmak isterim.
Zifiri karanlık bir ortam düşünün.
Işıksız, kapkara bir dünya.

Cep telefonu yasak
Yemek dökülmesin üstümüze diye, siyah bir önlük giydirdiler bize.
Cep telefonu ve saat gibi aksesuvarlarınızı bir dolaba kilitleyip, restoranda hizmet veren görme özürlü garsona tutunarak girdik içeri.
Her tarafı adım sayısına göre belirleyen garson oturttu bizi bir masaya.
Bizim dışımızda ikişer kişilik iki masa daha müşteri vardı içeride.
Sesleri geliyordu, ama görmek mümkün değil hiçbir şeyi.
Masadaki kaşık, mendil, tuzluk gibi şeyleri el yordamıyla bulduk.
Benim siparişim ‘etli mönü’ydü.
Önce salata geldi.
Yemeye başladım, ama ağzıma attıklarımın hiçbiri tanıdık değil.
Yediğim salata değil de yemek atıkları gibi geldi bana.
Ana yemek geldiğinde de durum değişmedi.
Kaseden bir kaşık aldım, ağzıma gelenlerden sadece et, tanıdık geldi damağıma.
Galiba et soteydi gelen.

Yediklerim acaba nedir?
Galiba diyorum, çünkü görmediğiniz şeyleri ağzınıza attığınızda, tatları çok tanıdık da gelse, bir kuşku düşüyor içinize, acaba bu nedir diye?
O yüzden yemeği bitirmeden, yani doymadan kalktık ‘Körler Restoranı’ndan.
Ana restorana geçtik. Açık büfeden bir şeyler atıştırırken, Blind’e birlikte gittiğim arkadaşım Faik Erdemli’ye dedim ki, bir kez daha     şükrettim Allah’a. Gördün, yarım saat bile tahammül edemedik hiçbir şeyi göremediğimiz, her şeyi el yordamıyla tanımaya çalıştığımız dünyaya.
Benzer bir restorana Amerika’da gittiğini anlatan Erdemli de, “Burada öyle bir servis yok, ama yurt dışında var. O ortamda kayıt yapan kameralarla çekiyorlar sizi. Çıkışta da ‘Buyrun seyredin, içeride neler yaptığınızı’ diye veriyorlar size o CD’yi” dedi.
Bizim, göremediğimiz bir ortamda neler yaptığımızı sonradan görme şansımız var, ama görme engelli insanların hayatları boyunca böyle bir şansları yok.

GÜNÜN SÖZÜ

Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer. İçsen de tükenir, içmesen de. Bu yüzden hayattan tat almaya bak. Çünkü yaşasan da bitecek, yaşamasan da… (Neyzen Tevfik)