SAMİMİ İTİRAFLAR

MİLLİYET CADDE – 17 OCAK 2013 PERŞEMBE  –  ALİCE

Content-300x225-634921255707068983Erhan Yazıcıoğlu’nun ‘Kenar Mahalle Delikanlısı’ kitabında bir yığın itirafı var. Onlardan en dokunaklı olanları  48 yaşında kanserden ölen annesi hakkında yazdıkları ve 44 yaşında yakalandığı kanser sonrası yaşadıkları.

‘Yazıcıoğlu’nun kitabı, Halil Ergün’ün sitemi’ başlıklı dünkü yazımın içinde şöyle bir cümle vardı: “Kapağında Aydın Boysan’la Selim İleri’den yazıların bulunduğu kitabı henüz okuyamadım, okuyunca sizlerle paylaşacağım.”
O satırları yazdığımda henüz okumamıştım Erhan Yazıcıoğlu’nun ‘Kenar Mahalle Delikanlısı’nı.
Ama bu satırları yazarken çoktan okuyup, bitirmiştim Erhan Yazıcıoğlu’nun anılarını anlattığı 240 sayfalık kitabı.
Kitabı bir günde bitirmemin     sebebi, dilinin akıcı, yazılanların gerçek olması.
Yazıcıoğlu’nun bir yığın itirafı var kitapta. Anılarından en dokunaklı olanları 48 yaşında kanserden ölen annesi hakkında  yazdıkları ve 44 yaşında yakalandığı kanser sonrası yaşadıkları.
Acı tatlı, her türlü anı var Yazıcıoğlu’nun yazdıklarında.

SEKiZ AY BiRLiKTE YAŞADIK NASIL HATIRLAMAZSIN BENi?

Kitabın sonunda ‘Sana Kadar’ adlı bir bölüm var. Yazıcıoğlu’nun beş başlık altında topladığı anılardan en ilginç olanı ‘Sana Kadar III’. İşte Yazıcıoğlu’nun bu bölümde yazdıkları:
“Yaşım ilerliyordu ve en önemlisi kızlarım büyümekteydi. Her şeyin farkındaydılar. Şöhretin de gazıyla, zaten gece hayatına düşkün babalarını her gün yeni bir hatunla gazete sayfalarında görmek pek hoşlarına gitmezdi. Ama geçirdiğim deneyimleri göz önüne alırsak zordu bu iş. Üstelik bunca güzel ve mutsuz kadını kendimden mahrum etmeye ne hakkım vardı? Sen mutlu olacaksan, bırak diğer bekarlar mutlu etsin mutsuzları. Bak bak bak, çelişkiye bak. Aslında ortada bir çelişki falan yoktu, açıkça kıvırıyor, kendimi haklı çıkarmaya çalışıyordum. Bu kadar zıpladın da ne oldu çekirge? Bunca yıldır hayatına giren kadınlardan kaçı geliyor aklına Allah aşkına?
Kafamda bu sesler uçuşurken, İbrahim Tatlıses bir dergi (Randevu) çıkarıyordu ve onun için Dalmaz’da bir davet vermişti. Sağ olsun rastlaştığımızda ilk işi sağlığımı sormak olmuştu. Bu da beni gerçekten mutlu etmişti. Neyse, üst kattan aşağıyı keserken hoş parfümlü biri arkadan sarılmış, ‘Erhancığım nasılsın? Geçmiş olsun’ demişti. Teşekkür ederken nereden tanıdığımı çıkarmaya çalışıyordum. Beni çok aradığını, ama ulaşamadığını söylerken, elleri ellerimde, yapış yapış bir durumdaydık.
Herhalde çok samimiydik bu kızla diye düşünürken şaşkın bakışlarımdan kuşkulanmış, ‘Aaa… İnanamıyorum yahu! Sen beni tanımadın’ diye çıkışmıştı.
‘Haklısın, pek hatırlayamadım. Son yıllarda çok narkoz aldım da’ diyecek olsam, ama kız çıldırmıştı sanki.
‘Bu kadarı da fazla artık. Şakanın da bir     ölçüsü var.’
‘Hatırlat şekerim, vallahi tanımadım’ deyince kız, elindeki içki bardağını fırlatırcasına masaya bırakmış, ‘Oha be, sekiz ay birlikte yaşadık’ diyerek söylene söylene, daha doğrusu çemkire çemkire partiyi terk etmişti.
Ne yalan söyleyeyim hâlâ hatırlamıyorum.
Ama bildiğim bir şey vardı, zevkli adammışım, güzel kadındı.”

HERKESİN BÖYLE BİR ANNESİ OLMALI

Yedikule’de doğup büyüyüp bir İstanbul çocuğu olmasına karşın ilk cinsel deneyimini Karaköy’deki genelevde ‘Çiçek’ adlı bir kadınla yaşadığını yazan Yazıcıoğlu’nun tiyatro serüveninin ilk günlerinden iki anı:
“Annemin son yıllardaki en büyük zevki beni tiyatroda izlemek ya da oyunlarda sesimi duymaktı. Her oyunuma defalarca gelir, aynı sıralarda oturanlara da bir bahaneyle oğlu olduğumu söylerdi. Sonunda öldürüldüğüm bir oyuna bir daha gelmemiş, yazar hakkında ileri geri konuşup durmuştu. Elinden gelse tiyatro yönetimine baskı yapıp sonuna kadar yaşayan rollerde oynatacaktı beni.
Gültepe Sahnesi’nde bir köy oyununa başlamıştık. Küçük bir salonu olan Gültepe’de jandarma komutanını oynayan Erdoğan Gemicioğlu’yla benim sahnem oynanıyordu. Finale doğru bir tokat sahnesi vardı. Salon küçüktü ve seyirciyle iç içeydik. Tokatın gerçekten atılmasına karar verilmişti. Erdoğan Ağabey çok hümanist bir adamdı. Sert bir rol oynadığı halde tokadı acıtmayacak şekilde vurmaya özen gösterirdi.
İki karılı bir köy delikanlısını oynayan oğlunu büyük bir keyifle izleyen anneciğim, yediğim tokat sonrası fenalık geçirmiş, komutana intizarlar ederek salondan dışarı çıkarılmıştı. Allak bullak olmuştuk tabii ki, ama en çok da Erdoğan Ağabey’in yüzünü görünce perişan olmuştum. Adam perişan olmuştu. Oyunun sonunda suareyi seyretmeden ve Erdoğan Gemicioğlu’na sitem ederek evin yolunu tutmuştu annem. Bence herkesin böyle bir annesi olmalıydı.”

GÜNÜN SÖZÜ
Erkeğe “Ayda kadın var” demişler, uzay gemisi icat etmiş.
Kadına, “Ayda erkek var” demişler, “Seviyorsa gelir” demiş.