Haber Olimpiyatları yapılsa, fark atarız

MİLLİYET CADDE – 7 Ağustos 2012 Salı  ALİCE

Haber olimpiyatları’ düzenlense, dünyanın tozunu attırırız; hem de her branşta. Çünkü habercilik açısından her dakika, ‘son dakika’ bu ülkede. Allah aşkına dünyanın hangi ülkesinde var bu haber çeşitliliği ve zenginliği?

Her milletin yetenekli olduğu konular var. Pekin’den sonra Londra’daki olimpiyatlar gösterdi ki, olimpik sporların insanı değiliz.
Ama ‘haber olimpiyatları’ düzenlense, dünyanın tozunu attırırız; hem de her branşta.
Çünkü habercilik açısından her dakika, ‘son dakika’ bu ülkede.
Terör olayları, trafik kazaları, siyaset gibi ‘rutin’ haberlerle de sınırlı değil Türkiye’nin haber kaynağı.
Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin, Allah aşkına dünyanın hangi ülkesinde var bu haber çeşitliliği ve zenginliği?

Hepsi birbirinden ilginç
Dünyanın neresinde, nişanlısından ayrılmaya karar veren bir kız, iki tarafın ailesinin ortak kararıyla ‘tecavüz etsin de bitirsin bu işi’ diye nişanlısıyla birlikte bir odaya hapsedilir?
Bir iletişim fakültesi düşünün.
Dekan, öğretim görevlisine, “Yüksek lisans ve doktora tezlerinden kimlerin kalıp, kimlerin geçeceğini kararlaştırdım, sen altını imzala” diyor.
Öğretim üyesi kadın gereğini yapmayınca dekandan tehdit geliyor.
Kadının başvurduğu mahkeme, polisin öğretim görevlisini, dekandan korumasına karar veriyor.
Cibuti’de bile olmaz bu!
Pazar akşamı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ATV ‘Gündem Özel’de gazetecilerin karşısındaydı.
Canlı yayında Star yazarı Elif Çakır, Başbakan’a şöyle bir soru yöneltti:
“Ergenekon Soruşturması, Fırat’ın ötesine geçecek mi?”
Başbakan, bu soruya “Evet” ya da “Hayır” diyebilir mi?
Diyemez, dememeli.
Zira ‘Ergenekon Soruşturması’ savcıların işi.
Türkiye’den başka hangi ülkede Başbakan’a yöneltilir böyle bir soru.

Şeytanın bile aklına gelmez
Bu ülkenin ‘define avcıları’ bile ödüllük.
Hangi milletin aklına gelir böyle bir yöntemle define avcılığı yapmak.
Ellerine geçirdikleri define haritasındaki eserleri ortaya çıkarıp satmak için gidip valiliğe resmi başvuru yapıyorlar.
Başvuru dilekçesinin bir satırında ‘drama’, bir satırında ‘grama’, üçüncüsünde ise ‘dırama’ yazacak kadar Türkçeleri kıt, ama şeytani zekaları yüksek adamların.
“TRT’ye üç bölümlük Çanakkale belgeseli çekeceğiz” diye izin istiyorlar.
TRT’den başka bir kanalın adını verseler kimsenin inanmayacağını biliyorlar çünkü.
Valilikten aldıkları izinle Bizans Dönemi’ne ait kalıntıların bulunduğu yere ‘set’ kurup, çekim yapmak yerine ‘kepçe’le işe girişince yakayı ele veriyorlar.
Gözaltına alınan sekiz kişinin savunmasısya şöyle:
“Her şeyimiz yasal. ‘Siperdeki Vatan’ belgeseli için kepçeyle siper açıyorduk. Burası muz cumhuriyeti değil, Türkiye.”
Var mı ötesi?

YARIM ASIR OLDU, BiR ŞEY DEĞiŞMEDi

Hafta sonu üç kitap aldım yanıma ve tek başına attım kendimi Kartepe’ye.
Aldığım kitaplardan biri Jürgen Otten’in yazdığı ‘Piyanist, besteci ve dünya yurttaşı’ Fazıl Say, diğeri Hollywood’un mavi gözlü divası Elizabeth Taylor’ın biyografisi.
Üçüncü kitapsa Hürriyet gazetesini yaratan ailenin nefes kesen öyküsünü yazan İrem Barutçu’nun ‘Babıali Tanrıları Simavi Ailesi.’
Üç kitaptan ilk olarak Haziran 2012’de 4’üncü baskısını yapan ‘Simavi Ailesi’ni başladım okumaya.
Sedat Simavi ölünce Hürriyet’te yönetimin Haldun Simavi ile Erol Simavi’ye geçtiği ve de 27 Mayıs darbesinin yaşandığı dönemdeyim henüz.
Yani 1960’ın başı.
Yarım yüzyıldan fazla zaman geçti aradan, ama ülkeyi yönetenlerle gazeteciler arasında ilişkiler, sorunlar maalesef aynı.
Değişen sadece isimler.

GÜLDÜREN ADAM GÜLMEYE HASRET!

Ahu Yağtu’la evlendikten sonra Cem Yılmaz’la kendisini takip eden basın mensupları arasındaki gerginlik malum.
Ne Cem Yılmaz yaranabiliyor onlara, ne onlar Cem Yılmaz’a.
O yüzden de yapılan haberler “Cem Yılmaz evlenince, gerginleşti” söylemini yerleştirdi belleklere.
‘Türkiye’yi güldüren adam’ın evlendikten sonra basın mensuplarıyla arasında oluşan bu gerginliğe kimse anlam veremiyordu.
Cem Yılmaz, baba oldu yine yüzü gülmedi.
Çünkü işin başında aile içinde kalması gereken çok özel bilgileri basına servis etmekle suçlanan kayınpeder Neşet Yağtu, bu kez gizli saklı değil, aleni yaptı her şeyi.
Ahu Yağtu-Cem Yılmaz çiftinin çocukları Kemal’i kucaklarına alıp, hayatlarında ilk kez çocuk sevgisini tattıkları gün Neşet Yağtu, tatlarını kaçıracak öyle şeyler söyledi ki!
Cem Yılmaz, gergin olmasın da kim olsun?

GÜNÜN SÖZÜ

Bir erkeğin en lezzetli yeri başının etidir, milyonlarca kadın yanılıyor olamaz!