GÜLBEN’İN YAKTIĞI EĞİTİM MEŞALESİ

MİLLİYET – 24 ŞUBAT 2014 PAZARTESİ  –  ALİCE

_14B5989_14B6054Tarih 22 Şubat 2014… Yer Şanlıurfa’nın Harran ilçesine bağlı Akkuş köyü…
Çocuklar Gülsün Diye Derneği’nin Aqua Florya AVM’nin sponsorluğunda yaptırdığı Arif Burak Balduk Anaokulu’nun açılışı için buradayız… Türkiye’nin birçok bölgesindeki gibi Harran’a da erken geldi bahar…
Gülben Ergen’in 18’inci anaokulunun bahçesinde birkaç kaydırak, salıncak, tahterevalli ve benzeri malzemelerin de bulunduğu çocuk oyun parkı var…
Açılış töreni için alandaki yetişkin insan sayısı 200 ise bir o kadar da çocuğun orada olduğunu düşünün…
Sonra da o çocukların hayatlarında ilk kez gördükleri oyun parkının tadını nasıl çıkardıklarını hayal edin…
Adeta birbirlerini ezerek oynadılar, ama tören boyunca dünyanın en mutlu çocuklarıydılar…
İnancım o ki, Harran Kaymakamı Selami Yazıcı, Urfa Vali Vekili Ramazan Seçilmiş gibi bürokratların ve Gülben Ergen gibi “eğitim gönüllüsü sanatçı” sayısını artırdığı sürece, o çocukların da Türkiye’nin de önü açık olacaktır.
Gülben Ergen, açılış törenine katılan Harranlı kadınları yanına çağırıp, onlardan çocuklarını kız erkek ayrımı yapmadan çocuklarını önce anaokuluna, sonra ilköğretime göndermeleri için söz istedi.
Mor renkli başörtülü kadınların koro halinde Ergen’e eğitim için söz verip, ardından zılgıt çekmeleri, eğitime olan açlığın çığlığı gibiydi.
Açılışta anaokulu öğrencilerinin İbrahim Tatlıses’i taklit ederek yaptıkları “Sıra gecesi” şovu da süperdi.
19’uncu anaokulunu 2 Mart’ta Kahramanmaraş’ta açacak olan Gülben Ergen’in 2010 yılında yaktığı eğitim meşalesinin aydınlattığı çocuk sayısı şimdiden 2 bini geçti. Kutluyorum Gülben Ergen ve Çocuklar Gülsün Diye ekibini…

Fotoğraflar: ERCAN ARSLAN

_14B6344

_14B6228

HER ŞEYİ YAPALIM İYİCE DİBE VURALIM!

Siyasetçilerin güven endeksinin bile yüzde 3 olduğu bir ülkede basının durumu malum…
Basın, yüzde 1.9’la son sırada…
Basın etiğine sıkı sıkıya bağlı kalmak yerine kişisel ya da grup çıkarları için birilerinin eteğine sarılmayı yeğleyenler, meslek ilkelerini hiçe sayanlar sayesinde yıllar içinde oluştu bu tablo.
Görünen o ki, “yarın”, “bugün”den daha iyi değil, daha da kötü olacak gibi…
Hıncal Abi (Uluç) köşesinde Mango defilesini takip eden basının, podyumda tanıtılanları değil, o defileyi izlemeye gelenleri, sosyetikleri ön plana çıkardığını yazdı.
Hıncal Abi’nin dert yandığı şey, habercilik adına bir eksiklik.
Keşke tek eksiğimiz bu olsa…
Türkiye’de basın, Müjdat Gezen gibi bir mizahçıyı bile kızdırıp, gazetecilere saydıracak noktaya getirdi.
“Tüm insanların yasalar önünde eşit olduğu, hiç kimsenin cinsiyeti, etnik kökeni, ırkı, dili, dini ve inancı nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulamayacağı” gibi evrensel bir kurala rağmen hâlâ magazinciler, önce babası Hakan Ural’a, sonra annesi Sibel Can’a oğulları Engincan’ın eşcinsel olup olmadığını sorabiliyor.
Sonra da Sibel Can’ın deyimiyle “böyle iğrenç sorular”a verilen yanıtlar, insanlara “haber” diye sunuluyor…
Prenses Caroline davasında AİHM’nin, Türkiye’de de yargının Sezen Aksu davalarında verdikleri karar ortada:
“Ünlülerin özel hayatı evleriyle sınırlı değildir; kamusal alanda da sürer. Kamusal yarar yoksa, kişinin rızası gerekir.”
Buna rağmen meslektaşlarımız, evine kadar takip ettikleri Kenan İmirzalıoğlu’nun, “Yeter arkadaşlar. Mahremiyet diye bir şey var?” isyanını “haber” diye algılıyorsa, Uluç’un dert yandığı “habercilik eksiği”nden çok daha vahim bir tablo var ortada…
Korkarım ki bu gidişle iyice dip yapacak Türkiye’de “basına güven”…
Devam arkadaşlar!
Her şeyi sorun, her şeyi haber(!) yapın ki çok geçmeden hep birlikte dibi boylayalım…

GÜNÜN SÖZÜ
“Düşman isterseniz dostlarınızı geçmeye çalışın. Dost isterseniz, bırakın dostlarınız sizi geçsin!” (La Rochefoucauld)

İlginizi çekecek diğer haberler