EKRANLARIN KİRLİ YANI – 1

MİLLİYET CADDE – 5 EYLÜL 2013 PERŞEMBE  –  ALİCE

Bugün anlatacağım hikaye, televizyon dünyasının gerçek yüzünü ortaya seriyor. Olayın kahramanı senaristin eli kolu bağlı ama ben anlatmadan edemeyeceğim.

Televizyonların ekranlar aracılığıyla insanlara sundukları o renkli dünyanın arkasında bazen ne tür tezgahlar döndüğünü ortaya çıkarmak için algıları o tarafa doğru çevirmekte yarar var. Paranın TV dünyasının bazı profesyonellerini nasıl kirlettiğini insanlara anlatmak lazım.
Şimdiye kadar tutan ya da tutmayan birçok diziyi yazan ünlü bir senaristin anlattıklarını aktarayım ki, televizyon dünyasındaki bazı yöneticilerin, kendileriyle iş yapmaya mecbur insanların haklarını nasıl gasp ettiklerini görün. İşte anlattıkları: “Senaryosunu yazdığım dizinin finaline iki ay kala yeni bir proje hazırladım ve bunu yapımcımıza gösterdim. Yapımcı diziyi çok beğendi ve ‘Bunu hemen kanala teklif edeyim ki, yeni sezon için yeni bir işi şimdiden garantileyelim’ dedi.

Bu senaryo çok tanıdık
Bir müddet sonra sordum, ‘Ne oldu bizim işin akıbeti?’ diye. O da kanala sordu ve sonra bana şimdilik böyle bir iş çekmeyi düşünmediklerini bildirdi. Başrol oyuncumuza dizimizin yayınlandığı kanaldan yeni bir teklif geldi. O da, ‘Abi sence bu tutar mı?’ diye senaryoyu yapımcıya verince adam şoke oldu. Beni çağırdı, gittim. ‘Al sana bir bomba’ deyip senaryoyu önüme koydu. O da ne? Benim senaryo ama ismi başka. Epostayla gönderdiğimiz senaryonun sadece kapağı ve ismi değişti, kalan her şey aynı.

Sen olsan ne yaparsın?
Şoku atlattıktan sonra ‘Ne yapmak lazım şimdi?’ diye sorduğum yapımcımın bana verdiği yanıt şu oldu: ‘Sektörde senarist, oyuncu, yapımcı çok ama dizileri yayınlayacak kanal sayısı iki elin parmakları kadar bile değil. Hal böyleyken bunlardan biriyle mahkemelik olma şansım var mı? Mecburen sineye çekiyoruz böyle oyunları. Biz bu sektörde kanallar ne isterse onu yapmak zorundayız. Çektiğimiz dizileri yurt dışına satarkan izin istiyorlar mı bizden? Ya da o eserin asıl sahibi olan biz yapımcılara, senaristlere, yönetmene ya da müzikleri yapana bu satıştan telif veriyorlar mı? Hayır… Çünkü yayınlamadan önce o dizinin yani eserin bütün haklarını alıyorlar hepimizden. O muvaffakatnameyi vermezsen almıyor dizini… Gücü elinde bulunduranın, her istediği şeyi yapabildiği bir ülkede yaşadığımızı ne çabuk unuttun?’

Böyle gelmiş böyle gider
Bizim dizinin başrol oyuncusu bu olay üzerine delikanlılık yapıp, kabul etmedi teklifi ama proje hayata geçti. İskeletini, dramatik kurgusunu, karakterlerini benim oluşturduğum, snopsisini ve ilk bölüm senaryosunu yazdığım dizi, başka bir adla ve senaryo ekibi imzasıyla ekrana gelecek pek yakında. Yapımcının bana sorduğu soruyu ben de sana sorayım.
Sen olsaydın ne yapardın bu durumda?”
Hiç düşünmeden yanıtladım bu soruyu. Ünlü senariste verdiğim yanıt şuydu: “Biliyorum bu işin eğitimini aldın, tek mesleğin bu senin. Bu saatten sonra kolay kolay başka bir iş yapamazsın. O yüzden bunu sineye çekmekte kendi adına belki de haklısın.
Ama ben olsaydım, Nazım Hikmet’in dizesindeki gibi ‘Sen yanmazsan, ben yanmazsam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?’ der, davayı açardım…”
Senaristin de bana yanıtı şu oldu: “Haklısın! ‘Bekara karı boşamak kolaydır’ derler.”
Büyük balıkların küçük balıkları nasıl yediğini anlatmaya yarın da devam edeceğim.

GÜNÜN SÖZÜ
Herkesin kalbimde bir yeri var. Kiminin altı çizili, kiminin üzeri!