EKRANLARIN EN UYUMLU İKİLİSİ

MİLLİYET TELEVİZYON – 1 HAZİRAN 2013 CUMARTESİ  –  ALİCE

Türkiye’de Araştırmacı ve soruşturmacı televizyon gazeteciliği denince ilk kim geliyor akıllara?
Tabii ki Uğur Dündar…
Çünkü o yerleştirdi bu tanımı belleklerimize…
Her insan gibi seveni de var, sevmeyeni de…
Uğur Dündar’ın duruşunu, başarısını takdir edenlerin yanı sıra çok artistik, çok muhalif bulanlar da var onu; çok yanlı diyenler de…
Bütün bunlara rağmen yıllardır değişmeyen bir gerçek var:
Türkiye’nin en güvenilen isimlerinden biridir Uğur Dündar…
Ben demiyorum bunu…
Yıllardır yapılan anketler söylüyor…
Uğur Dündar’ın buna rağmen majör kanallar yerine artı bir tv gibi yeni bir kanalda ekrana çıkmasının sebepleri malum…
Başarılı televizyoncu artı bir tv’yle yeniden ekranda.
Üstelik tek başına da değil ekranda Uğur Dündar…
Özlem Gürses, artı bir tv’nin ana haberlerini sunuyor, yanı başında oturan Uğur Dündar da olanı biteni yorumluyor.
Daha önce defalarca yazdım Özlem Gürses’in ne denli başarılı bir sunucu ve haberci olduğunu…
Özlem Gürses gibi işini kusursuz yapan bir sunucuyla Uğur Dündar gibi güvenilir ve başarılı bir televizyoncuyu bir araya getirmek kimin fikriyse kutluyorum onu…
Özlem Gürses’le Uğur Dündar, şimdiye kadar ekranlarda gördüğüm en uyumlu, en başarılı ikili…

fotograf
 

KİM, YAKALANIRSA BÖYLE YAKALANIR!

Londra Heathrow Havalimanı’nda gördüğüm magazin dergileri beni 80’li, 90’lı yıllara götürdü. O yıllarda Serpil Çakmaklı, Ahu Tuğba, Banu Alkan, Seda SayanHarika Avcı gibi yıldızlarla haftalık magazin gazeteleri yapardı böyle danışıklı dövüşleri…
Varsayalım ki, bu yıldızlardan biri BodrumMarmarisFethiye ya da Antalya’ya gitti.
Haftalık magazinlere kapak ya da arka kapak olmak için mayolu, bikinili poz şart….
Sanki çektirenin haberi yokmuş gibi ‘Özel Haber’ logoları, ‘Yakaladık’ anonslarıyla okurlara sunulurdu danışıklı dövüş çekilen o mayolu – bikinili fotoğraflar…
Müthiş rekabet vardı o yıllarda haftalık magazin gazeteleri arasında…
Bir gazetenin muhabiri Ahu Tuğba’yı yakaladıysa(!) Bodrum’da, bunu duyan rakip gazetenin muhabiri de mayolu, bikinili ‘yakalanma pozları’ isterdi ondan…
Öğleden önce kırmızı bikiniyle yakalanmışsa muhabirin birine Ahu Tuğba, öğleden sonranın yakalanma rengi mavi, yeşil, sarı ya da başka bir renk olurdu…
Bazen de Erol Atar çekerdi aynı yıldızın değişik model ve desendeki mayo ve bikinili pozlarını, bir seriyi bir gazeteye verirdi, öteki seriyi bir başkasına…
Öyle muhabirlerin imzası gibi bit kadar çıkmasını da istemezdi.
‘Stüdyo Erol’un imzası pabuç kadar olmalı ayol’ derdi.
İşte size 2013’ün mayıs ayında iki ünlü magazin dergisinin kapağı:
İkisinde de Kim Kardashian’ın hamileyken çekilmiş bikinili pozları var.
Gördüğünüz gibi ikisinde de hemen hemen duruş aynı:
Belli ki, sağ profilden daha iyi poz veriyor kendileri…
Kim’in iki dergi kapağındaki pozu aynı, sadece bikinilerin rengi ve saç modeli farklı….

BİR DE TV’LER BUNU YAPSA

Eczacıbaşı’nın patronu Bülent Eczacıbaşı, güzel bir işe imza attı.
Eczacıbaşı, plazalarda çalışan insanların sıkça kullandığı ‘uydurukça’ kelimelerden 20’sini belirledi ve bunların şirket içinde kullanılmasını yasakladı. 
Yasağı ihlal edip ‘Plaza edebiyatı’ yapanlar, her bir ihlal için grubun sosyal sorumlulukprojelerinde kullanılmak üzere kumbaralara 5 lira atıyor.
Yasaklara karşıyım, ama böylelerine değil. Eczacıbaşı gibi özel bir şirketin Türkçe’ye sahip çıkma adına yaptığı bu kampanyayı alkışlıyorum.
Keşke televizyonlar da benzer kampanyalar yapsa da, editörlerin, sunucuların ve muhabirlerin Türkçe katliamı son bulsa… ‘Duruşma ileri bir tarihe ertelendi’ gibi gereksiz, ‘Lansmanı yapıldı’ gibi uydurukça kelimelerden geçilmiyor ekranlarda.

 

ÜNLÜ GÖRME MERAKI

Cannes’ın deniz kenarındaki en popüler, en işlek caddesinde 72 Croisette adlı cafede oturdum, kahvemi içiyorum.
Yan tarafta Cannes’ın ünlü otellerinden Grand/Hayat Cannes Hotel Martinez var.
Otelin önünde biriken kalabalık gittikçe artıyor.
15 – 20 dakika sonra bir koşuşturma başladı. Her yaştan onlarca insan otelden çıkış yapan sarışın kadını yakından görmenin peşinde ama önlerindeki korkulukları aşmaları imkansız…
Ünlü görme meraklısı insanların çığlıklarına dayanamayıp yanlarına geliyor sarışın kadın…
Başlıyor uzattıkları kağıtlara, defterlere imza atmaya.
Her uzatılanı imzalamaya kalksa belli ki, hayli vakit alacak.
5 – 10 tanesini imzaladıktan sonra o sıcakta dakikalardır orada bekleyenlere el sallayıp biniyor kendisini bekleyen otomobile ve uzaklaşıyor otelden…
Adriana Karembeu gitti, kalabalık dağıldı sanıyorsanız, yanıldınız!
Ben cafeye oturduğumda saat 14.00 falandı…
Saat 15.00’de uçakla İstanbul’a dönmek için ayrıldım cafeden…
O kalabalık hâlâ daha otelin önünde bekliyordu.
Cannes’da sadece o otelin önünde yoktu ‘Ünlüleri yakından görme’ meraklıları…
Üç – dört otelin önünde aynı manzara vardı.
Asya’sı, Avrupa’sı, Amerika’sı fark etmiyor, dünyanın her yerinde insanların ünlülere karşı merakı aynı…
 

PARAYLA MI, BEDAVA MI?

Nil Karaibrahimgil’in yazdığı şu tweet ilgimi çekti:
‘Eyy dizi yapımcıları! Bir gün Flight Of The Conchords’ gibi bir dizi yapanınız olursa, müziklerini yapmaya adayım. Hatta yanıp tutuşuyorum.’
Yeni Zelandalı müzisyenler Jamaine Clement ve Bret Mckenzie’nin maceralarını anlatan ‘Flight Of The Conchords’, daha önce Fox Life’da yayınlandı. Dizi şimdilerde ise D-Smart, Digiturk ve Teledünya’dan yayın yapan FX ekranında… Karaibrahimgil’in diziye olan aşkını anladım ama günün birinde böyle bir dizi çekilirse bizde şarkıcının müziklerini parayla mı, yoksa bedava yapmaya talip olduğunu anlayamadım.
Aslında işin can alıcı yeri de orası…

İlginizi çekecek diğer haberler