BAYÜLGEN’İN BAŞINA GELEN

MİLLİYET CADDE – 6 MAYIS 2014 SALI  –  ALİCE

Okan Bayülgen’in, Habertürk’te Kübra Par’ın, “Aklınızdan geçen ideal bir Cumhurbaşkanı adayı var mı?” sorusuna verdiği şu yanıt enteresan:
“Ben aday olsam, muhalefetin çıkaracağı adaydan daha çok oy alırım!”
Böyle bir şey mümkün mü?
Değil…
Oylama Twitter’da yapılsa belki!
Okan Bayülgen de biliyor bunu…
Onunkisi Ak Parti’nin adayı hemen hemen belliyken, muhalefetin hala ortaya bir aday çıkaramamasına tepki…
İlk günlerde içinde yer aldığı Gezi’den sonra desteğini çektiği, 1 Mayıs’ta da Cihangir’de polislerle fotoğraf çektirdiği için eleştirilen Bayülgen’in; aynı söyleşide, “İktidar yanlısı olduğunuz düşünüldü, ‘yandaş’ mısınız?” sorusuna verdiği yanıta dikkatinizi çekerim:
“Şu an haftada üç gece televizyona çıkıp hükümeti eleştiren, dalga geçen, şakalar yapan tek adamım. Twitter’da takipçisi benden fazla olan Cumhurbaşkanı Gül, Cem Yılmaz, Demet Akalın, Ata Demirer’den Gezi olaylarıyla ilgili bir yorum beklemediler ama benim kanaat önderi gibi davranmamı istediler. Ben ancak ‘gösteri dünyasından bir adamım, politikayı sevmem’ dedim. Şimdi Gezi’yi savunmak için söylediğim sözlere ‘Che Guevara’lar alınıyor. ‘Hava güzel olduğu için değil, direniş için oradaydık’ diyorlar. Evet, ama sen     100 kişiydin, 100 binler senin gibi değildi. Yağmur yağdığı zaman dağıldınız. Heyecanın olması güzel şey ama insanlar ölmeye başladığı zaman durup düşünmek ve akıllı davranmak gerek.”
Yaptığı savunmaya bakıp, birçok konuda hak verdiğim Bayülgen’in; insanların, Twitter’da daha çok takipçisi olan ünlüler yerine kendisinden ‘kanaat önderliği’ beklemesine şaşırması bana tuhaf geldi.
Cem Yılmaz, Demet Akalın ya da Ata Demirer hiçbir zaman Bayülgen gibi ‘doğuştan muhalif’ olmadı. Ancak yıllarca canlı yayınlarda söyledikleriyle insanların kafasında oluşan Okan Bayülgen öyle biri…
Ama gel gör ki, insanların kafasında oluşturduğu Okan Bayülgen imajıyla, doğal olarak zaman içinde değişen, gelişen Okan Bayülgen’in eylem ve söylemleri birebir örtüşmüyor.
O yüzdendir ki Bayülgen bir süredir ne İsa’ya, ne Musa’ya yaranabiliyor.

BİLMEDEN NELER YİYORUZ NELER?

Dün Mecidiyeköy’de kahvaltı yaptığım lokantanın servis tepsisinde yer alan kağıttaki ‘Asla’ başlıklı yazılar ilginçti:
* Katkı maddeleri kullanmıyoruz.
* Yapay kıvam verici ve koruyucu maddeler kullanmıyoruz.
* Yapay lezzet verici monosodyum içeren bulyon v.b. ürünler kullanmıyoruz.
* Glikoz, mısır şurubu, suni tatlandırıcılar kullanmıyoruz.
* Gıda boyası ve renklendiriciler kullanmıyoruz.
* Soya katkılı peynir ve süt ürünleri kullanmıyoruz.
* Konserve ürünleri kullanmıyoruz.
* Margarin ve katı yağlar kullanmıyoruz.
* İthal et kullanmıyoruz.
Bunları okuduktan sonra yanıtını merak ettiğim soru şu:
Bu lokantanın insan sağlığını düşünerek ‘asla kullanmadığı’ şeyleri kimlerin kullandığını biliyor muyuz?
Hayır
Hepsini afiyetle yiyoruz, sonra da “Kanser çok arttı” diye dert yanıyoruz.

ADININ AÇIKLANMASINI İSTEMEYEN ZENGİNLER

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın açıkladığı 2013 Vergi Rekortmenleri Listeleri’nde iki şey dikkatimi çekti…
‘En fazla vergi ödeyecek 100 mükellef’ listesinde 32 kişi, yasanın kendilerine verdiği hakkı kullanarak adlarının açıklanmasını istemedi.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da, ‘En çok kira geliri elde edip, vergi verenler’in listesi yayınlandı.
İstanbul’un ‘Kira vergisi rekortmenleri’ listesinin ilk 10’u ilginç.
İster inanın, ister inanmayın, bu listede sadece iki mükellefin adı var.
4’üncü sıradaki Rüskan Ürgüplü ile 10’uncu Funda Acar’ın dışındaki sekiz kira zengini, adının açıklanmasını istemedi.
Gelir Vergisi Rekortmenleri’nde 10’da 3 olan ‘adının açıklanmasını istemeyen mükellef’ oranının ‘Kira Geliri Rekortmenleri’nde 10’da 8’e yükselmesi ilginç değil mi?

GÜNÜN SÖZÜ
“Acemi marangozun tahtasından çok talaş çıkar!”