’30 YILIN ÖNÜNDE SUSTULAR’

MİLLİYET CADDE – 26 Ekim 2012 Cuma

ALİ EYÜBOĞLU İLE CADDE SOHBETLERİ

Tıpkı yıllardır olduğu gibi aylardır yine medyanın gündeminde. Çünkü bir kısım seçkinin, sadece yönetmenler ve ‘Altın Portakal kazanmış oyuncular’a layık gördüğü ‘Altın Portakal Ulusal Film Yarışması’nın Jüri Başkanlığı’nı üstlendi.
Kimi, Avşar’a şiddetle karşı çıktı. Kimi, “Jüri üyeliği yapabilir ama jüri başkanı olamaz” dedi.
Hülya Avşar’ın sinemacı kimliğiyle jüri başkanlığını hak ettiğini düşünenler, karşı çıkanlardan kat be kat fazlaydı ama her zaman olduğu gibi azınlıktakilerin sesi, çoğunlukta olanlardan daha çok çıktı. Altın Portakal bitti ama tartışmalar bitmedi.
Bu kez de verilen ve verilmeyen ödüller tartışıldı. O, ilk günden bu yana mümkün olduğunca susmayı tercih etti. Avşar, sessizliğini CADDE için bozdu.
O Ses Türkiye’nin çekimlerinden önce Ayazağa’daki Ata Stüdyoları’nda buluştuğumuz Avşar’la sadece Altın Portakal’ı değil, bu süreçte hakkında yapılan bütün yorumları da konuştuk.

Jüri Başkanlığı teklifini aldığınızda “Evet” derken olayın bu noktalara geleceğini tahmin etmiş miydiniz?

Eveeeeet. Çünkü festival komitesinin amacı buydu. Gündeme gelmek, gelmeleri de gerekiyordu. Türkiye’nin en saygın festivali artık eski gündemini yitirmişti. Teklifi bana getirerek onlar da kendilerini aştı. Sebebine gelince, ilk defa Cihangir’de oturmayan, Çiçek Bar’a takılmayan, magazinden kaçmayan, gizemliymiş gibi davranmayan bir şahsa başkanlık teklif etmek alışagelmişliğin dışındaydı. İtiraf ediyorum ki akıllıca davrandılar.

Bu süreçte hakkınızda yapılan eleştiriler ve açıklamalar arasında sizi en çok şaşırtan neydi? Hülya Avşar’ı hayal kırıklığına uğratan ve üzen ne oldu?

Hiçbir eleştiri beni şaşırtmadı, kızdırmadı, bekliyordum zaten. Hatta çok güldüm. Çünkü eleştirenler, sinema konusunda eleştiremedikleri için yutkunmak zorunda kaldılar. Bana saygı duymak zorunda olduklarını kendilerine yediremediklerinden, neymiş efendim, “Sinemaya gereken özeni göstermiyormuşum”, “Sahneye, televizyona daha çok zaman ayırıyormuşum”, “Cahilmişim” ve “Magazin figürüymüşüm” gibi yıllanmış sözler kullandılar, ama sonuç; sinemaya verdiğim 30 yılın önünde sustular. Çok eğlenceli.

 Peki gönlünüzü kazananlar oldu mu? Tarık Akan hep destek verdi. Kadir İnanır filmi yarışmasına rağmen, “Benim jüri başkanlığımı kimse tartışmadı” diyerek bir anlamda sizin başkanlığınıza onay vermediğini açıkladı.

Çünkü Tarık Akan kendini çoktan aşmış ve sinemanın zorluklarını çekmiş. Her arkadaşına destek vererek vefasını gösterdi. Kadir’e gelince onu seviyorum ve öyle kabul ediyorum.

“Levent Kırca geçti, gitti”

Levent Kırca’nın yarışma başında ve sonunda hakkınızda yaptığı açıklamalara yanıtınız ne?

Geçiniz.

 Niye? Levent Kırca’nın eline sermaye vermemek için mi, yoksa muhatap kabul etmiyor musunuz onu?

Yooo, muhatap kabul etmiyorum demek doğru değil. Ne de olsa zamanında programlarını dört gözle beklediğimiz, hâlâ unutamadığımız skeçleri olan biri. Buradaki gariplik, filmi seyretmeden yorum yapan yazarlar gibi Levent Bey’in de sinemayla alakası olmadığı halde karşı çıkmasıdır. Geçti, gitti, boşver.

Geçen yıl 50 bin civarında insanın takip ettiği festival kortejine bu yıl 252 bin insan gelmesini neye bağlıyorsunuz?

Tabii ki kendime. (Kahkahalar)
Türkan Şoray’ın hiç mi payı yok Allah aşkına?
Benim dışımda herkesin payı var aslında. Benimle birlikte biraz daha gündem oldu demek istemiştim. (Gülüyor)

“ÖDÜLLER YABANCILARA GiDERKEN iÇiM SIZLADI”

 Yarışmadaki filmleri izlemiş ve değerlendirmiş bir oyuncu olarak, sinemamızın geldiği nokta hakkında neler söylemek istersiniz?

Türk sinemasına yatırım yapılmadığı gibi, izlenmiş ve yapımcısına para kazandırmış filmlerden gelen kazançların yatlara katlara gittiğini düşünüyorum. Sanırım film yapımcılarının çoğunluğu kazanacakları paralara ve ardından da lüks yaşamayı hedefliyor ki haklı olabilirler; kazanıyorlarsa yaşayacaklar. Kısacası Türk sinemasını karşılıksız duygularla düşünen yapımcı pek yok. Hatta bu yapımcıların çoğu televizyon dizilerine döndüler para var diye. Sinema yapanların çoğu oyuncuların kendileri. İşte bu yüzdendir ki ödüller dağıtılırken içim sızlasa da yabancılara verdik, hak yiyemezdik.

“‘DERİN DÜŞÜN-CE’YE JÜRİDEN OY ÇIKMADI”

‘Derin Düşün-ce’ye hiç ödül çıkmadı, Hülya Avşar yüzünden mi?

Tabii ki değil. Ben hak yemem. Reji, sanat, mekan hatta oyunculuklarda aday gösterdim. Sanırım tek gösteren de bendim, belki bir kişi daha olabilir. Jüri arkadaşlarım oy vermedi ama bu yaşananlar basına yansıdığında olan bitenin onlarla ilgisi olmadığı konusunda benden habersiz açıklama yaptılar. Barış Pirhasan hariç. Halbuki ben onları kurtaracak açıklamayı yapmıştım zaten, üstelik “Açıklamayı da buyrun siz hazırlayın” dedim ve sevgili Barış Pirhasan yazdı. Çünkü filmin içeriğinde, dilinde, anlatım şeklinde problem olduğu fikrimin arkasındaydım. Buna rağmen filmi bazı dallarda aday gösterdim, ama onlar oy vermedi.

“EN ÇOK TARTIŞTIĞIMIZ ‘ERKEK OYUNCU’YDU

“Abdulkadir’e ‘Çocuk Yıldız’ ya da ‘Çocuk Oyuncu’ ödülü verilmesi gerekirdi” diyenler var. Jüride tartışıldı mı bu?

Tabii ki, hem de çok ama sonuç oy birliğiyle böyle oldu. Fakat aklımın bir yarısı Ozan Bilen’de ve Jale Arıkan’da kaldı.

En çok zorlandığınız ve tartıştığınız ödül hangisi oldu?

En iyi erkek oyuncu.

Sonuçta jüri başkanı olduğunuz için bütün iyi veya kötünün tüm faturası size kesildi. Peki sizin oy vermediğiniz halde, ödül alanlar oldu mu?

Hayır.

“SENEYE JÜRi BAŞKANI HERKES OLABiLiR AMA…”

 Seneye yarım asrı dolduracak Altın Portakal. Bu yıl, kurucu üyelerinden biri olduğum ve halen Denetim Kurulu’nda görev yaptığım AKSAV yönetimi adına, jüri başkanlığını ben teklif ettim size. Festival tarihinde en çok tartışılan, konuşulan Hülya Avşar’ın aklında 50’nci Altın Portakal’da jüri başkanlığı için bir isim var mı?

Benden sonra kim olabilir? 10 gündür düşünüyorum, henüz bulamadım. Bulduğum an sana söyleyeceğim.

Hiçbir sanatçı ismi gelmiyor mu aklınızdan? Bari ne tür özellikler aradığınızı söyleyin.

Peki o zaman cevap veriyorum. Herkes olabilir ama hiçbir zaman böyle olamayacak. Şıklığın, disiplinin, objektifliğin hedeflendiği, kuralları olan bir festival olmalı.
Fotoğraflar: Ozan Güzelce