Dizilerin ömrü reytingi kadar!

MİLLİYET TELEVİZYON – 14 Nisan 2012 Cumartesi   ALİCE

“Koyu Kırmızı” dizisi fanlarından gelen yüzlerce e-posta üzerine küçük bir açıklama yapma gereği hissettim.
Zira gönderilen onca e-posta’ya rağmen konu hakkında tek satır yazmadığım için sitem edenler var ve haklılar…
O konuya hiç girmedim.
Çünkü değişmeyen çıplak gerçekleri var bu işlerin.
İzninizle sıralayayım birkaçını:
1.“Koyu Kırmızı”, Star TV Doğuş Grubu’na geçtikten sonra Cem Aydın ve ekibinin çok güvenip çektirdiği bir diziydi. Ama seyirci diziyi onlar kadar sevmedi. TV dünyasının değişmez kuralı:
Ne kadar reyting, o kadar ömür.
2. Star TV yöneticileri ve TMC’nin sahibi dizilerinin daha uzun ömürlü olmasını istemez mi? Ama sadece onların istemesiyle olmuyor. Majör kanallarda prime time kuşağında yayınlanan bir diziyi ekran karşısındaki 100 seyirciden en az 15’i izlemiyorsa, geçmiş olsun. O gider, yenisi gelir. O da olmazsa daha yenisi.
3. Hal böyle olunca o dizinin fanları her gün milyonlarca mail de atsa, değişmez sonuç. Çünkü mail zinciriyle kamuoyu oluşturmak, cılız bir eylemdir. O mailleri atanlar Star TV’nin önünde birikip “Koyu Kırmızı’ma dokunma, Star TV sabrımızı taşırma” diye slogan atsa, o kararı alanların rengi ruhsarı değişir valla. Ama bunu yaptırabilecek bir çoğunluk yok ortada.Zaten “Koyu Kırmızı”nın hayran sayısı fazla olsa, dizi düşmezdi bu duruma.
4. Bir kanalın kaldırdığı dizinin başka bir kanala geçtiği çok oldu. Bunlar dizinin fanlarından gelen maillerin gücüyle değil “Lale Devri” ve “Akasya Durağı”ndaki gibi o yapımcıların kanallarla olan güçlü ilişkisiyle gerçekleşti.
5. Bazen de olayları akışına bırakmak lazım ki, dünyanın etraflarında döndüğünü sananların akılları gelsin başına…

 

Kadın ve erkek aynı nezarette

Adı bende saklı bir polis, seyrettiği dizilerde kendi mesleğiyle ilgili bir yanlışa dikkat çeken bir e-posta yolladı:
“Bir polis memuru olarak bir düzeltmede bulunmak ve bu tür birçok yanlışı düzeltmeyen Emniyet Teşkilatı’na sitemlerimi göndermek istiyorum.Kralı’nda ‘Jülide’yi oynayan Evrim Akın, rol gereği Polis Merkezi Amirliği’nde nezarete konulmuştu. Ancak onunla aynı yerde erkekler de vardı. Bu yanlışı birkaç dizide daha gördüğümü hatırlıyorum. Böyle bir şey söz konusu dahi olamaz. Yani erkek şüpheliler ile kadın şüpheliler aynı hücreye, odaya konulamaz. Bu bir işkencedir ve bu tür yanlış bilgiler polisi işkenceci olarak lanse ediyor. Lütfen bunu dizi ekibine ve insanlara köşenizde belirtin.”

Facianın ticareti!

Titanic faciasının 100. yıldönümü nedeniyle bir dizi etkinlik yapıldı. National Geographic Channel, bunlardan biri ve bana göre en güzeli olan Oscar ödüllü yönetmen James Cameron ile tarihçi Tim Martin tarafından çekilen iki Titanic belgeselini ekranına taşıdı.
James Cameron imzalı “Son Söz” belgeseli, facianın ardından geçen 100 yıla rağmen henüz cevaplanmamış sorulara yanıt bulmaya çalıştı, tarihçi ve yazar Tim Maltin ise “Dosya Kapandı” belgeselinde kazanın ipuçlarını gezegenler ve yıldızlarda aradı.
“Dosya Kapandı”yı seyredemedim, ama Cameron’un “Son Söz”ünü izledim ve çok beğendim.
Ancak denizcilik tarihinin en büyük kazasının 100. yılında, aynı menünün sunulduğu, aynı ortamın yaratılmaya çalışıldığı çakma Titanic’le insanların nostaljik kıyafetler içinde tıpkıİngiltere’den Amerika’ya eğlenceli turistik bir geziye çıkma projesini sevmedim.
1.514 kişinin hayatını kaybettiği bir facianın turizmi mi olur?

Ayrılık Olmasaydı ekibine sitem var

Diyarbakırlı okurumuz Sena Okur, önce bu mesajı gönderdi bana, sonra da şikayetçi olduğu konunun fotoğraflarını. Okur, “Ayrılık Olmasaydı” dizi ekibinin çekim yaptığı Esma Ocak Müzesi’nde bıraktığı “Keşke olmasaydı” dedirten izlerden rahatsız olup şunları yazdı:
“Ali Bey;
Size bu mesajı ellerim titreyerek, sinir içinde yazıyorum.
Bundan 2-3 ay kadar önce ‘Ayrılık Olmasaydı’ dizisinin ekibiçekimler için şehrimize geldi. Nurgül Yeşilçay’ın da oynayacağı bu dizi hepimizi çok heyecanlandırdı.
Ekip ilk önce Diyarbakırlı merhum yazar Esma Ocak’ın evinde çekimler yaptı. Esma Hanım şehrimizin en müstesna insanlarındandı, 10’dan fazla kitap yazdı. Yeri cennet olsun. Tarık Akanile Türkan Şoray’ın oynadığı Berdel filminin öyküsünü o yazmış, bu kuma konusunu ilk gündeme getiren insan olmuştur.
Esma Hanım’ın harap vaziyette alıp, yaşanacak bir yer haline getirdiği, her köşesini eski eşyalar, antikalar, çini işleri, 100 yıllık elbiseler ve bakır kaplarla donattığı ev, ölümünden sonra Esma Ocak Müzesi oldu.
Geçen hafta misafirlerimi müzeye götürünce gördüm ki, dizi ekibi, o güzelim müzeyi adeta harabeye çevirdi.
Her yer çöp içindeydi.
Aile bu yüzden mahkemelik olmuş yapım şirketiyle.
Dizi ekibi Esma Ocak’ın evinden sonra Cahit Sıtkı Tarancı’nın evine geçti. İnşallah Esma Ocak Müzesi gibi yapmazlar orayı.”

 

‘Nurhayat’ın neyi eksik?

Yalan Dünya”nın yıldızlarından Bartu Küçükçağlayan, reklamcıların da gözdesi oldu. “Orçun” tiplemesiyle milyonların gönlünde taht kuran Küçükçağlayan, yıldızı olduğu reklamla ekranlarda…
Yalan Dünya”da Beyaz’ın oynadığı “Rıza”nın “Nurhayat” adlı bir nişanlısı var.
Gupse Özay’ın canlandırdığı “Nurhayat”, hijyen manyağı denecek kadar hassas bir insan. “Nurhayat”, ıslak mendille dolaşıyor ortalıkta… Islak mendil ya da hijyenik malzeme üreticilerinden birinin bugüne kadar Gupse Özay’ın yani “Nurhayat”ı reklam yıldızı yapmamış olması ilginç değil mi?

Dizilerin ömrü reytingi kadar!” üzerine bir düşünce

  1. Dizideki yanlışa bu kadar duyarlı olan polis gerçek dünyadaki hukuksuzluğu ne kadar duyarlıymış bir sorar mısın?

Yorumlar kapalı.